kimim

gidiyorum
yolun sonu buğulu
ışık kimsenin umrunda değil belli
gördüğüm kadar görmediğim de önemli
kimin sonu olduğu besbelli

gidiyorum
elimde baston
sanıyorum ruhum var bi’ elli
taşır mı yükümü elimdeki
sorsan bir kere, ölüm onun elinde mi

gidiyorum
arkamda kalmış kimisi
atomlar çarpışır beynimin içinde sanki
sönmez daima harlar hatıranın külleri
bilmem kim bulur beni

gidiyorum
unuttum çoktan kimim
bulunur bi’ yerde izim
hiç çiçek açmadım
hiç solmadım
zannederse birisi
kayan bir yıldızda görür belki beni

Reklamlar

makineleşmek

“Çok midem bulanıyor. Çok sallıyor beni, dünyanın masum görünümlü çıldırtıcı halleri. Midemi boşaltınca ruhumun sıkıntısı geçse keşke. Dinlesene dışardan gelen itfaiye sesini. Kim bilir hangi yürek buruntusunu söndürmek için çaldırıyor sirenini. Sanki zamanında yetişeceklermiş gibi…”

“Hani oğlunu canı diye bilen Ayşe teyze var.. Oğlu “Asla bırakmam sen benim annemsin.” diyormuş küçüklüğünden beri. Ancak geçenlerde bırakıp gitmiş Ayşe teyzeyi. Polisi aramış o da el mahkûm. Ama yetişememiş polisler, Ayşe teyzenin güvenini kurtarmaya. Artık Ayşe teyze değil insanlara trafik lambalarına bile güvenmiyor, güvenemiyor.

E asıl şeyi duydun mu?! Hakkı beyin marangozla kavga edişini. Tam anlamıyla mahalle inledi. Sokaklara indi millet, düğün varmış gibi. Meğer eşi sevgilisine kaçmış. Paramparça olmuş Hakkı beyin yüreği. Marangoza gitmiş, tamir ettirmiş. Ama bir türlü dinmemiş gözyaşı kanallarından gelen su. O da yolda marangozla karşılaşınca “Vay efendim ben sana tamir ettirdim bu kalbimi ama kanaldan gelen suyu durduramadın.” diye basmış yaygarayı. Marangoz durur mu yapıştırmış hemen cevabı “Yürekten kaynaklanan bir sorun değil Hakkı, sen onu benimle değil tesisatçıyla hallet.” Sonra tutuşmuş bunlar kavgaya. En son mahalleden birisi tesisatçıyı çağırmış neyse durmuş Hakkı beyin gözyaşı kanalları. Bu arada sahi sen nasılsın aldın mı geçen haftaki satıcıdan 145 metrekare huzur satın alabilmeyi…”

Sessizlik oldu sustuğunda.

“Huzur almaktan vazgeçtim. Bu dünyada huzuru hak edenler sıralamasında sonuncu dahi olamam ki ben. Gördüklerimi anlatmaktan vazgeçmek üzereyim. Çok bulanıyor midem. Kaldıramıyor gördüklerini. Gözlerim kararıyor Jeremy. Artık yokuşu geçmek ile köprüden atlamak aynı şey benim için. İyi davran kendine. Çok takılma boşluklarda. Boşluklar tsunami etkisi oluşturur sonra.” diyemedim.

gözlerim

Gözlerim binlerce fotoğraf karesi yakalıyor. Bu hava, bin gündür gökyüzünü tellerin arkasından seyreden biri için mükemmel. “Yaşamayan bilmez.” diyor bilmiyoruz ancak onu sessizliğimizle destekliyoruz. Başkası olsa kızar sitem eder ve “Size burda yaşadıklarımı, hüznümü anlatıyorum siz cevap dahi vermiyorsunuz.” der. Ama o duyuyor bizim sessiz gözyaşlarımızı.

Gözlerim binlerce fotoğraf karesi yakalıyor. Her birinde ayrı parçacıklara bölünüyor ardışık sokaklar. Sahi eskiden de böyle miydi sokaklar? Mavi kokmayan şehirlerdeki kara sokaklarda mı soluk alıp veriyorduk? Hatırlamıyor büyükbabam.. Bir yazmaya başladığını hatırlıyor bir de yazmaktan vazgeçişini. Sokaklarda kalem kokusu yok artık diyor. Kafamı sallıyorum. Ben zaten hiç tanımamışım o kokuyu.

Gözlerim binlerce fotoğraf karesi yakalıyor. Ancak birinde takılı kalıyor. Sanki makine bozuluyor, ekran açık kalıyor. Günlerden gri, mevsimlerden sarı. Küçüklüğümden beri sarıyı hiç sevmedim. Cismimse duman gibi nerdeyse yokum. Zorluyor ruhumu, oradan ayrılmamam için ancak ben sevmem ki ellerimin bağlı durmasını.

Gözlerim binlerce fotoğraf karesi yakalıyor. Her birine ayrı ayrı meftun, geçen hafta kaldırımda tanıştığım dünyaya gözleri kapalı olan bey. Duyarken anlıyormuş karşısındaki kişinin kalbinin rengini. Kaçma, duyur sesini istediğine diyor..Duyuramıyorum.

Gözlerim binlerce fotoğraf karesi yakalıyor. Cismim birisine dahi yetişemiyor. Çünkü kusursuz hissettiğimiz şeyler, kusursuz olarak kavuşamıyor cismaniyete.

Gözlerim artık emekliye ayrılıyor..

birisi

okurken dinlemek istersen

İlk duyuşum

İlk bakışım dünyaya

İlk algılayışım

Bundan 10 yıl önce biriyle tanıştım ve 10 yıl sonra tanışsam yine aynı etkiyi oluştururdu

Bu satırlar sana eski dostum

Dostun yenisi eskisi olmaz derler

Ama ben yitirdiğimi de kazandığımı da görürüm

Öncelikle bunu okursan, lütfen beni yargılama bu satırları sana direkt ulaştıramadım ve unutma her zaman bende bir yerin var

Merhaba q…

Bugün güneş battı, tozlanan kaldırımlar akşama doğru serinledi çiseleyen yağmurun etkisiyle

Kızdım benim kalbimi serinletecek bir şey yok diye

Olanı da tükettim diye

Hayatı kendime zorlaştırdığımı söylemiştin bir keresinde söylesene şimdi de yemeğin tuzunu mu ayarlamak daha zor kendi hiçliğinde yoğrulmak mı?

Dostum af dilemeyi düşünmüyorum senden

Biliyordun sende seni yolun ortasında bırakacağımı

Biliyordum yerimi başkasıyla doldurabileceğini

Kalbim zannetme ki taştan

Ama pamuktan hayallere göre değilim

Her şey güzel olsun isterken her şeyi güzelden uzaklaştıranın kim olduğunu biliyorum.

Ama üzgün değilim

İkimizin de öğrendiği şeyler adına huzurla kal, yolunda papatyalar açsın.

yol’da

“Nerde başladık nereye gittik hangi zamanda takılı kaldık bilemedim

Kaldırımlar boyunca koşturup durdum

Nefes nefese kaldığımda daha hızlı koşturdum.

Yanılsamalarla hayatımı doldurdum ben Jeremy. Dinlenmek ne demektir bilmem. Ama uzun mesafe koşusu nedir ona dayanabilmek için ne gerekir bilirim.”

Çevirdi gökyüzüne gök rengi gözlerini. Gökyüzü yeşillendi, kuşlar cıvıldamaya başladı. Sonra bana döndü. Ama döndü de görmedi beni. Görmek bakmanın ötesinde bir eylem ister çünkü.

İzin vermedim konuşmasına, devam ettim konuşmaya.

“Sen, senden ibaret değilsin. Çoğu için varsın ama en çok bende varsın. Kim için kiminle olduğun o sebeple önemli değil benim için. Benim için varlığın ve susuşun var. Buradaki çoğu insan konuşmanı biliyor. Ancak suskunluğunu ben biliyorum. Ah Jeremy, yanılsamalarla dolu olan, boş bir kavanozun içine benzeyen hayatımın tek gerçekliğisin. Algımı da aklımı da toparlayansın.”

Hiç nefes almadan konuştum ilk kez onunla. Ve ekledim:

“Her kesim, her şey değişir. Gel değişelim. Yalnızca kalbimizle var olalım boşlukta salınan şu dünyada.”

son kez

kimsenin cesaret edemediğini haykırdı çocuk hiç bağırmadan
son kez
son kez, dedi
son kez, kaldırımda yırtılmış eşofmanına bakan biri için kaldır ellerini yüksek karar mahkemesinde
son kez, yavrusunu kaybetmiş olduğu için çılgınlar gibi koşturan köpek için aç gözlerini, gör tüm fark edilmemişleri
son kez, çevir kafanı göğe ara duymadığın müziğin sesini
son kez özle
son kez kaybet
mesela son kez sevmenin öğrenerek yaşanmayacağını unutmadan sev
aşık veysel gibi
nasıl sevmiş bizim aşık
tanımadan
“k”örmeden
yanıldığın bu belki de
hava durumu değil insan, unutuyorsun
bir önceki günden kalan tahminlere göre hareket edemezsin
anı yaşarsın, anı bırakırsın
çok sever, belki yanılırsın
son kez dercesine sarılırsın
son kez, dedi
son kez, benim için yükselt sesini dağları çınlatacak şekilde
son kez, kendin için ara hiç aramadığın rüzgârların sesini hiç bilmediğin kıyılarda
son kez, sonsuz maviler için dokun gökkuşağının hiç tanımadığın tonuna
son kez
son kez, sonsuz kere şükret varlığına, yokluğuna, yok olmamışlığına

yine de

Gıcırdayan ahşap döşemeye sahip odada kısa bir tur attı
İkimizde odanın bir ucunda olmamıza rağmen varlığını yanımda hissetmemi sağlayacak bir gülümseme geçti dudaklarından
Afrikalısın sendeki bu dudak kimsede yok dediğimde bile gülümseyip hafifçe kafasını öne eğerdi
Hissettim varlığını yanı başımda
Bir insana yapamam dediği şeyi yaptırırdı
Müthiş ikna yeteneği yoktu. Aslında çok konuşmazdı da. Sadece gülümseyerek karşısındaki kişiye inandığını söylerdi. Ki inandığını söylemesine gerek bile yoktu çünkü her gülümseyişinin anlamı belliydi. Bu yüzden de her zaman konuşmamıza gerek olmadığını söylerdi. Ben bilirdim ezbere tüm gülüşlerini. Ama sesini duymak için aksini iddia ederdim. Her defasında “Hiçbir şey boşu boşuna varlığını korumaya almamıştır diyen sensin hemde dilin varlığının gereksizliğini söyleyen de bu nasıl bir çelişki.” derdim. O da her defasında kelimelerini özenle seçerek, çelişkilerle hayatta kalabileceğimizi bu yüzden bunun da ikimizin çözmesi gereken bir çelişki olduğunu anlatırdı.

Bazen anlayamadım bazen anladım inat ettim. Beni bilirsin boşa kürek çekmeyi severim.
Şimdilerde seni uzaktan izliyorum
Sen odanın, şehrin, dünyanın bir ucundasın da bende yanındaymışım gibi
Sen bulunduğun yerden bana tanıdık gülümsemelerini sunuyorsun da bende onları teslim alıyormuşum gibi
Jeremy belki de liman gemiye yaklaşıyor artık.
Sona gelmedim ama sonum bana geldi
Yine gelirim
Yine izlerim
Yine severim Jeremy
Ama yine ezbere bilmem tüm gülüşlerini
Çünkü bazen bilmemek bilmekten daha iyi.

selam!

Duymak isteseydiniz dinleyebilirdiniz

Hissetmek istediğinizde içinizdeki rüzgarları, güneşin çıkmasını beklemek yerine kanatlarınızı takıp uçmayı denebilirdiniz.

Kimsenin buyruğu altına girmeden

Dilediğinizce

Dileğinizi yapabilirdiniz

İsteseydiniz

İstemediniz

İstemedim

Yeni yerler öğrendiğimi ihmal edip kaçırdığım durakları saymaya devam ettim

Elime kısa süreli misafirliğe gelen yağmur damlalarını görmek yerine o gün şemsiyemi almadığıma hayıflandım

Kendimi, kendi kendime kaybettim

Sonra kaybettiğini aramaya kalkmayanlara küfrettim

Selam ben sarı binada doğan, yeşil başlıklı edebimar

Edebi çünkü satırlarla köşe kapmaca oynamak hayatımı tazeliyor ve tek dileğim sende her okuyuşunda tazelen

Yeşil çünkü yeşil benim için yokluk ile varlık arasındaki dalga

Varlığımı da yokluğumu da hatırlatan kesik çizgili bir dalga

Öznesini kaybettiğim her cümlenin noktası, yeşil.

özneni yitirdiğinde kendini hatırla

çünkü sen her bitişin başlangıcısın

sen dünyadaki en güzel şeysin

çünkü sen teksin

dostum

iyi ki varsın

masal

dinle’sen

bir zamanlar bir genç kız vardı

bu genç kızın hiç affetmediği insanlar oldu

sonra hepsini unuttu

yalnızca biri dışında

çünkü bir zamanlar biri dışında herkes önemsizdi onun için

tek bir kişiyi var etmişti, mümkün kılmıştı dünyasında diğerlerini yok saymıştı.

varlığının bu denli başka bir kalpte olduğunu bilseydi mümkün kılınan, belki utanır gitmeye cesaret etmezdi

ama ne yazık ki yine kahramanları insan olan bir masaldan bahsediyoruz.

hiç kimse hiçbir şeyi zamanında farkına varmadı

mümkün kılınan mümkünlüğünü

mümkün kılan bunun mümkün olmayacağını

iyimser davranıyor hala anlatıcı.

imkânsız demiyor olayları yorumlarken

ama yaşanabilir ihtimalini de vermiyor hiçbir zaman

bazen bazı şeyler kelime kelime konuşulmaz

bazen bazı şeyler harf harf takılı kalır insanın boğazında

bazen bazı şeyler zamanın yıkıcılığına direnme cesareti gösteremez

o yüzden bazen bazı şeyler hiç mümkün değildir, dedi Jeremy.

yanmışız

Kendi sesini duymaktansa yaprakların yerde sürünürken çıkardığı hışırtıyı, yanından hızlıca geçen arabaların son ses müziklerini dinliyordu. Günün yoruculuğundan ziyade günlerin birbiri ardınca ona hiç sormadan ilerleyişine kızıyordu. Bu kızgınlık onun içindeki ateşi daha da harlatıyordu.

Harlattığını sanıyordu.

Bu gece hastaydı Jeremy.

Ateşi 40 dereceydi. Ama görseniz o şen gülüşü bile yüzündeydi eğer ateş ölçeri kolunun altından alan ben olmasaydım oturup sabaha kadar ona herkes gibi yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı, en çok yaşamak istediklerimi anlatacaktım. Ama mucize bu ya minik hapşırması ilk defa havadan nem kapmamı sağladı.

Böyle lanet bir ruha sahiptim. Böyle kendisine odaklı.

İlk defa birisinin rahatsızlığını o dillendirmeden, benden bir şey talep etmesine kalmadan fark etmiştim. Ve şükür ki fark ettiğim nefesim olan kişiydi.

Endişelenme, dedi sakince yüzündeki gülümsemeyi azaltmadan. İlk defa endişelenmiştim onun için, ilk defa endişelenmemi söylüyordu, ilk defa sonsuz sevginin ne anlama geldiğini idrak etmiştim.

Varlığım varlığına bağlı olan Jeremy,

Varlığını yok sayan Jeremy

Varlığı sonsuza değin eksik olmasın üstümden dediğim Jeremy

Varlıkla yokluk arasındaki ince çizgideki Jeremy.

Sahiden de bugün bir vardı bir yoktu. Sanki gözlerim bir görüyor bir körüyordu.

Dokundum buğday renkli sıcak tenine. “Dostum kar tanesi gibisin.” dedi. Oysa ocaktan yeni aldığım tencerenin sapları beni daha az yakmıştır şimdiye.

Üşümeyi yalnızca onun yokluğunda yaşadığım bir histir diye tanımlardım. Yanılmışım. O yanarken de üşürmüşüm. Ona gelen zararlar beni yakınlaştırırmış kutuplara. O varken ne kadar yakınsam güneş sistemine.

Beyaz önlüklü girdi içeriye. Şaşırdım. Ben çağırmadım ki kimseyi. Aksine bu akşam Jeremy’nin yanında sadece ben olacaktım. İstemiyordum kimseleri.

Yaklaştı bize doğru beyaz önlüklü. “Beni görebiliyor musunuz?” diye sordu bana yönelerek. Bu nasıl soru, yanımda Jeremy kavruluyor benim görüp görmemem mi önemli olan.

Hay bin lanet.

Jeremy’e döndü beyazlı. “Hemen hastaneye gitmemiz lazım, daha fazla dayanamaz.”. Yanılmışım. Jeremy’den bir yağmur damlası aktı.

Yanan Jeremy değilmiş, yanılan, buz küpüne dönen benmişim. Karanlık yaklaşıyor.

Sen bendesin Jeremy. Durdur yüreğindeki yağmurları.